Redaksiyadan: Türkiyənin duayen qəzetçisi, Azərbaycan sevdalısı Ardan Zentürk Musavat.com üçün həftədə bir dəfə yazı yazır.
"Türkiye mektubu" rubrikası altında yayınlanan yazılar orijinal ləhcədə - Anadolu türkcəsində təqdim olunur. Əminliklə inanırıq ki, hazırda hər bir azərbaycanlı Anadolu türkcəsində oxumağı və anlamağı tam olaraq bacarır. Üstəlik, hazırda Anadolu türkcəsi türk dövlət və toplulqları arasında ortaq türkcə rolunu oynamaqdadır.
Dəyərli Ardan Zentürkün ikinci "Türkiye mektubu":
Belki de korkuları, “üç kardeş” sayısının artmasıdır…
Azerbaycan-Türkiye-Pakistan özel kuvvetlerinin Bakü’deki tatbikatı, küresel sisteme karşı verilmiş bir mesaj mıdır, evet!.. Üç ay-yıldızlı bayrak, ortak hedefler doğrultusunda bir araya geldiğinde tarihin akışını değiştirecek kimlik kazanmakta mıdır, evet!.. Belki de gelişmeyi izleyen farklı başkentlerde doğan telaş, “üç kardeş” sayısının zaman içinde artabileceği kaygısıdır…
Birbirine çok yakışan üç bayrağın gururla dalgalandığı, üç kardeş devletin askerlerinin, dosta güven, düşmana endişe veren kimlikleriyle omuz omuza durdukları bir alan…

O üç bayrak tam 10 gün süresince, Bakü’de birlikte dalgalandı, o üç “kardeş” devletin askerleri omuz omuza gerçekleştirdikleri tatbikat ile birlikte ne kadar güçlü olduklarını dünyaya bir kez daha gösterdiler…
Askeri tatbikatlar, hele, günümüz dünyasında diplomasinin önemli gölgeleridir… Küresel güçlerin, kendi elleriyle kurup, alana sürdükleri “vekil savaşçılar” üzerinden bilek güreşi yaptıkları bir dünyada, “düzenli orduların yan yana durup, meşru olmayan güçlerden uzak” görüntü vermeleri önemlidir.
Azerbaycan-Türkiye-Pakistan Özel Kuvvetler Komutanlıkları’na bağlı birliklerin Bakü’de gerçekleştirdikleri tatbikatın adının “Üç Kardeş 2021” olması bile bazı başkentleri titretmeye yetti…
Müslüman coğrafyanın nükleer kapasiteye sahip kalabalık ülkesi Pakistan, dünya orduları sıralamasında NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak adlandırılan Türkiye ve 44 günlük 2’nci Dağlık Karabağ Savaşı’nda, işgalci düşmana dünyayı dar eden Azerbaycan…
Azerbaycan-Türkiye-Pakistan özel kuvvetlerinin Bakü’deki tatbikatı, küresel sisteme karşı verilmiş bir mesaj mıdır, evet!.. Üç ay-yıldızlı bayrak, ortak hedefler doğrultusunda bir araya geldiğinde tarihin akışını değiştirecek kimlik kazanmakta mıdır, evet!.. Belki de gelişmeyi izleyen farklı başkentlerde doğan telaş, “üç kardeş” sayısının zaman içinde artabileceği kaygısıdır…
ANTİ-TÜRK –SÖZDE- İTTİFAKLARIN SONUÇSUZ ÇIRPINIŞLARI…

Şimdi dönüp baktığımda, Azerbaycan-Türkiye ilişkileri açısından bir “gurur hatırası” olan gelişmenin, 2’nci Dağlık Karabağ Savaşı’ndan 25 gün önce Bakü’de yaşandığını görüyorum: Takvimlerin 2 Eylül 2020’yi gösterdiği gün Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yeni Yunanistan Büyükelçisi Nikolaos Piperigos'u kabulünde yaptığı konuşma…
Cumhurbaşkanı’nın şu sözleri açık bir tespitti: "Ermenistan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki askeri iş birliğinden rahatsızız. Ermenistan, saldırgan davranıyor. Sınırdaki son gerginlikler Ermenistan'ın provokasyonudur. (…) Kısacası Ermenistan, Azerbaycan'ın düşmanıdır ve bu onların kararıdır (…) Topraklarımızı işgal eden Ermenistan’ın herhangi bir ülke ile askeri işbirliğinden, o ülkelerden silah tedarikinden de rahatsız oluyoruz. "Bunu sadece size söylemiyorum. Bu konuyu Rus ortaklarımızla da gündeme getirdik ve Ermenistan ile askeri iş birlikleri konusundaki endişelerimizi belirttik. Çünkü bu, Azerbaycan için önemli bir tehdit, çünkü bu silahları, askerlerimizi ve sivilleri öldürmek için kullanıyorlar."
Bu sözler önemlidir. Zaten, günümüzde Yunanistan’ın hiçbir diplomatik çaba göstermeden, en çok askeri ittifak kurmuş devletlerden biri olmasının perde arkasında yatan gerçeği de işaret etmektedir.
Türkiye ile, özellikle de Türkiye-Azerbaycan kardeşliği ile bir sorunu olanların Atina’ya indikleri anda kendilerine kapılarını sonuna kadar açmış bir “çıkarcı ittifak” anlayışı ile karşılandıklarını izliyoruz.
Kuşkusuz, “gerçek” ittifaklar milletler için önemlidir. Merhum Haydar Aliyev’in “Bir millet iki devlet” sözünün arkasındaki tarihi derinliği anlatmaya gerek var mı? Veya Türkiye ile Pakistan arasındaki sarsılmaz kardeşlik bağının, sömürgecilerin askeri İstanbul, İzmir başta Türk vatanını işgal ettiğinde Hind yarımadası Müslümanları’ndan gelen parayla bir kurtuluş savaşının başlamasına dayanmasını im unutabilir?
Azerbaycan-Türkiye-Pakistan “kardeşliği”nin en önemli yönü, bu ittifakın üçüncü bir ülkeyi hedef almaması, saldırgan kimlik taşımaması, kuşatmacı planlarının olmaması, aksine, “savunmacı” hedefler üzerinde şekillenmesidir…
Aynı kimliğin Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi-Ermenistan arasında olduğunu söyleyebilir miyiz, hayır!.. Aksine, bu üçlü ittifak, Türkiye ve Azerbaycan’ı arkasına aldığı küresel güçlerin de planları doğrultusunda “kuşatma” amacını taşımaktadır.
Azerbaycan-Türkiye-Pakistan ittifakı ne kadar meşru ise, Yunanistan-Kıbrıs Rum-Ermenistan ittifakı o kadar saldırgan ve yayılmacıdır.
Yunanistan vatandaşı olan Türkler’in dini/kültürel haklarına saygı göstermeyen, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de ise, Türkiye’yi, Avrupalı güçlerin desteğinde Antalya limanına hapsetmeye çalışan bir devlettir.,,
Kıbrıs Rum Kesimi, birlikte yaşadığı Türkler’in eşit statüsünü asla kabul etmeyen, onları her zaman ikinci sınıf insan olarak tutmaya çalışan ırkçı bir yönetimdir…
Ermenistan ise, tam 30 yıl boyunca komşusunun topraklarını işgal etmiş, özellikle Dağlık Karabağ’daki zengin altın ve diğer madenleri yağmalayarak var olmaya çalışmış, bugün de yayılmacı kimliğini koruyan bir “şey”dir…
TAMAM DA… BU HİNDİSTAN’A NE OLUYOR?...
Türkiye Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın, iki yıl önce tam bu zamanlarda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Keşmir konusunda Pakistan’ın haklarını savunduğunu söylemesi ve Hindistan’ı Müslümanlara karşı siyaset geliştirmekle suçlamasından sonra bu ülkenin Yunanistan-Kıbrıs Rum-Ermenistan ittifakına katılması, anlamlıdır…
Hindistan Dışişleri Bakanı’nın gerçekleştirdiği Kıbrıs Rum ve Yunanistan ziyaretlerinde bu yönetimlerle askeri işbirliği dahil tüm ilişkileri güçlendirme mesajı vermesi, Ermenistan-Hindistan ilişkisinin ise stratejik işbirliği noktasına taşınması dikkat çekicidir…
Bu aynı zamanda “anti Türk ittifakların” ne kadar ilkesiz, “düşmanımın düşmanı dostumdur” basitliğinde şekillendiğini göstermesi bakımından önemle not edilmesi gereken bir durumdur.
Bu satırlar, her biri Türkiye ile sorunlar yaşayan üç önemli Ortadoğu/Arap ülkesi, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ev sahibi Yunanistan ile birlikte, kara birlikleri ve paraşütçü komandoların katılacağı büyük bir tatbikata başlamalarından bir gün önce yazılıyor.
Söz konusu üç Arap devletinin Yunanistan ordusuyla aynı cephede buluşması için ne tür bir gelişmenin yaşanması gerekebilir? Söz konusu dört ülkenin orduları, kim veya kimlere karşı bir ortak savaş tatbikatını yapmayı tercih etmektedirler…
Bu soruların cevabı bellidir, yakın gelecekte bu tür tatbikatlara Hindistan ordusunun da katılması şaşırtıcı olmayacaktır!..
“Gerçek kardeşlik” üzerinde şekillendirilmiş ittifakların karşısında günlük çıkarlar doğrultusunda yapılandırılmış ilkesiz ittifakların ne kadar başarı şansı olabilir?
Bu sorunun cevabı 2’nci Dağlık Karabağ Savaşı’nın 44 gününde saklıdır. Tüm savaş boyunca Azerbaycan bir an bile kendini yalnız hissetmedi, Ermenistan ise, kendisine vaad edilmiş desteklerin gelmesini beklerken, ağır yenilgi yaşadı…
Cumhurbaşkanı Aliyev, sözünü ettiğim o görüşmede Yunan büyükelçiye şunları da söylüyordu: Türkiye'nin sadece dostumuz ve ortağımız değil, bizim için kardeş ülke olduğu da bir sır değil. Türkiye'yi tereddütsüz destekliyoruz ve her durumda destekleyeceğiz. Türk kardeşlerimizden de aynı desteği görüyoruz. Azerbaycan'ı her konuda destekliyorlar ve biz de onları Doğu Akdeniz'deki keşif konuları dahil her konuda destekliyoruz.
Bu açıklamadan bir yıl sonra, 10 Eylül 2021’de Hazar’ın kadim suları üzerinde Türkiye ve Azerbaycan silahlı kuvvetleri, bir anti-terör tatbikatta buluşuyordu…
Anladınız siz beni…
(İlk məktubu oxumaq üçün buraya klikləyin)






